Bildiklerini unut

Kimsenin aleyhine konuşma, uzaktan atıp tutma, insanları kem dille yargılama, bil ki yanılırsın…
Bildiklerini unut.
Gel al eline bir silgi, şu yeni başlayan güne bilgilerini silmekle başla.
Zanlarını, yargılarını, önyargılarını ve dahi bütün genellemelerini koy bir çuvala ve hepten terk et…

Gıybet etme sakın, bil ki dedikodu denilen şey mıknatıs gibi kötü enerji çeker.
Kimsenin aleyhine konuşma, uzaktan atıp tutma, insanları kem dille yargılama, bil ki yanılırsın.
Birini ne kadar çok aşağılar yahut dışlarsan, onun durumuna düşme ihtimalin o kadar artar.
Kainatın matematiğidir.
Bir koyar, bir alır insan.
Bilmeden kendi hesabını dürer.

Hiçbir konuda emin olma kendini ayrıcalıklı sayma.
Konumuna ya da mevkine, ismine veya şöhretine güvenme.
Şu hayatta tüm zahiri kisveler sabun köpüğünden ibarettir.
Nazlı nazlı yükselir köpük, derken pat diye sönüverir. Her zaman başkalarından öğrenmeye açık ol.
En iyi bildiğin konularda bile köşeli düşünme, büyük konuşma.
Cümlenin sonuna nokta değil, ünlem değil, virgül yahut üç nokta koy.
Açık bir kapı bırak daima.
Ne kadar bilsen de hiç bir zaman yeterince bilemeyeceğini unutma. Tevazudan şaşma.
Ancak o zaman kurtulabilirsin bilginin cehaletinden.
“Bildiklerini Unut” diyor Dost!

Şemsi Tebrizi

Kendine güven

Yeni evlenmiş bir adam eşiyle birlikte evine dönüyormuş. Botlarıyla birlikte bir nehri geçmektelermiş fakat aniden büyük bir fırtına çıkmış. Adam bir savaşçıymış fakat buna rağmen eşi çok korkmuş çünkü fırtınadan kurtulmalarının imkânı yok gibi gözüküyormuş. Botları çok küçükmüş ve fırtına öylesine devasa bir büyüklükteymiş ki her an batabilirlermiş. Fakat tüm bunlara rağmen adam sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi sessiz ve sakince oturmaktaymış. Kadın korkudan tir tir titrerken adama: ‘Sen korkmuyor musun? Bu hayatımızın son anı olabilir! Nehrin karşı tarafına ulaşamayacağız gibi gözüküyor. Yalnızca bir mucize bizi kurtarabilir, aksi hâlde ölümümüz kesin. Korkmuyor musun? Aklını mı kaçırdın’ demiş. Adam gülmüş ve Devamı için →

Para ile her şeye sahip olunacağı söylenir ama olunamaz. Yiyecek satın alabilirsin ama iştah alamazsın.
İlaç alırsın ama sağlık alamazsın.
Bilgi alırsın ama bilgelik alamazsın.
Gösteriş alırsın ama güzellik alamazsın.
Eğlence alırsın ama neşe alamazsın.
Tanıdık alırsın ama dost alamazsın.
Hizmetçi alırsın ama sadakat alamazsın.
Boş vakit alırsın ama huzur alamazsın.
Para ile her şeyin kabuğunu alır, hiçbir şeyin çekirdeğini alamazsın.

Anne Garborg

Kişilik yoksa öbürleri hiçtir…

Sınıf, öğrencilerin gürültü patırtısıyla sallanırken sert görünümlü hoca kapıda beliriyor. Sınıfa bir bakış atıp kürsüye geçiyor.
Tebeşirle tahtaya kocaman bir (1) rakamı çiziyor.
“Bakın” diyor.

“Bu, kişiliktir. Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli şey…”
Sonra (1)´in yanına bir (0) koyuyor:
“Bu, başarıdır. Başarılı bir kişilik (1)´i (10) yapar”.
Bir (0) daha…
“Bu, tecrübedir. (10) iken (100) olursunuz”.
Sıfırlar böyle uzayıp gidiyor:
Yetenek… disiplin… sevgi…
Eklenen her yeni (0)´ ın kişiliği 10 kat zenginleştirdiğini anlatıyor hoca… Sonra eline silgiyi alıp en baştaki (1)´i siliyor. Geriye bir sürü sıfır kalıyor.          
Ve Hoca yorumu patlatıyor:
“Kişiliğiniz yoksa, öbürleri hiçtir”.
Sınıf, mesajı alıp sessizliğe gömülüyor…

Önemli olan sonradan kattıklarımız değil, başta var olan kendi kişiliğinizdir…

Çok geç diye bir zaman yoktur…

Okulun ilk günü, ilk derste profesörümüz, önce kendini tanıttı, sonra “Bu yıl, yepyeni bir öğrencimiz var. Çok ilginç biri bakalım bulabilecek misiniz” dedi… Ayağa kalkıp etrafa bakmaya başlamıştım ki,yumuşak bir el omzuma dokundu… Döndüm… Yüzü iyice kırışmış bir yaşlı hanımefendi, bana gülümseyerek bakıyordu… “Ben Rose” dedi.. “Benim adım Rose, yakışıklı… 87 yaşındayım. Madem tanıştık seni kucaklayabilir miyim?..” Güldüm… “Tabii” dedim… “Hadi sarıl bana…” Öyle sımsıkı sarıldı ki… “Bu kadar genç ve masum yaşta üniversiteye niye geldin” diye şaka yaptım.. Minik bir kahkaha ile yanıtladı:

“Buraya zengin bir koca bulmaya geldim. Evlenip birkaç çocuk doğuracağım. Sonra emekli olup dünya turuna çıkacağım…”

Dersten sonra kantine gidip, birer sütlü çikolata içtik. Hemen arkadaş olmuştuk. Ertesi gün ve ertesi üç ay, sınıftan hep birlikte çıktık ve hep kantinde lafladık… Devamı için →

Armonika

”Yılbaşında bana armağan ettiğin armonika için çok teşekkür ederim.” dedi küçük Ahmet amcasına.
”Bu şimdiye dek aldığım en güzel armağandı.” diye ekledi.
”Çok iyi” dedi amcası. ”İyi çalabiliyor musun bari ?”
”Hayır, hayır… Çalmıyorum ama çok iyi kazanıyorum” dedi. ”Gündüzleri çalmamam için annem 5 TL, geceleri çalmamam için ise babam 10 TL veriyor” :)

Menfaatin yerine vicdanının sesine kulak ver…

Devesiyle birlikte çölde yürümekte olan bir bedevi, güçlükle yürüyen, susuzluktan dudakları kurumuş bir adama rastlamış. Adam yanından geçen bedeviyi görünce su istemiş.

Devesinden inen bedevi de hemen ona su vermiş. Suyu içen adam birden bedeviyi iterek deveye atladığı gibi kaçmaya başlamış.

Bedevi arkasından bağırmış:

”Tamam deveyi al git ama bir ricam var, sakın bu olayı kimselere anlatma.”

Bu isteği tuhaf bulan hırsız biraz duraklayıp nedenini sormuş:

”Eğer anlatırsan, demiş bedevi, bu her yere yayılır ve insanlar bir daha çölde muhtaç birini görünce yardım etmezler.”

Bedevi gibi derdiniz deve değil de, kötülüğün yayılmaması olsaydı, millet olarak çok şeyi halletmiş olacaktık. Ufkumuzda şafak türküleri tütüyor olacaktı. Kardelenlerimiz çoktan yeşermiş olacaktı.

Menfaatimize göre değil, vicdanımıza göre yaşayacağımız günler görmek dileğiyle…

Aristo’dan manidar bir mesaj…

Aristo’ya bir gün ”En iyi dostun kim?” diye sormuşlar. Kendisi en iyi dostunun terzisi olduğunu söylemiş. Dostları ”Nasıl olur? Uzun yıllardır birlikte olduğun, felsefe yaptığın dostların var, birlikte doğup büyüdüğün akrabaların var, kardeşlerin var, onlar dururken niye terzini seçtin.” diye sitemle karışık bir sual yönelttiklerinde Aristo’dan çok manidar bir yanıt gelir:

Onlar beni hala ilk tanıdıkları zamanlarda verdikleri kanaatlere göre yorumluyorlar, beni kafalarında bir yere koydular ve bana dair düşüncelerine karar verip sabitlediler, tekrar ölçmüyorlar. Oysa terzim benim için dikeceği her yeni giyside ölçülerimi tekrar tekrar alır. Beni her seferinde bir kez daha, yeni baştan değerlendirir. Zamanla birlikte benim de değişebileceğim öngörüsünü hep aklında taşır.

Keramet yola çıkmakta…

Kişi kendini anlayana kadar, kararsızlık hüküm sürer. Bu her zaman verimsizliğe yol açar, girişimciliği ve yaratıcılığı olumsuz yönde etkiler. Temel gerçek şudur; kişi kendini bir amaca adadığında evren onunla işbirliği yapar. Başka türlü asla oluşmayacak güçler ortaya çıkarak kişiye yardım eder. Kişinin verdiği karar sonucunda kendini destekleyen bir olaylar zinciri gerçekleşir; aklının ucundan bile geçmeyen her türlü beklenmedik olay ve yardımla karşılaşır. Düşleyeceğiniz her şey için yola koyulabilirsiniz.

Yüreklilik, içinde zekâyı, gücü ve sihri barındırır. Hemen başlayın!

Goethe

Hiç risk almayan kişi, belki acı ve üzüntülerden korunabilir;

Ama büyümez, sevemez, değişemez, hissedemez, öğrenemez…

Garanti arayışıyla zincinlenmiş bir köle olarak yaşarken,

Bedelini; özgürlüğünü kaybederek öder…

Sadece riski göze alabilen kişiler hürdür…

Leo Buscaglia