Yaşamın en büyük sırrı!

Gençlik çağı, insanın kendisini kanıtlama çabası içinde geçer.

İçinde hırsları, hayalleri ve onu diğer insanlardan ayıran özellikleri olan bir genç, ne yapıp edip bunu ortaya koymalıdır.

Kendisini kanıtlamadan hiç kimse ona ayrıcalık tanımaz. Bu yüzden genç bir insan için en önemli şey başkalarının onu nasıl gördüğü ve onunla ilgili olarak ne düşündüğüdür.

Bu izlenimleri olumluya çevirmek için didinir durur.

Peki bu didinme ne kadar sürmeli?

Yani bir insan kaç yaşına ya da ne zamana kadar kendini kanıtlamakla uğraşmalı?

Bu sorunun cevabı yaşamsaldır ve kişiden kişiye değişir.

Belli bir yaşta insanın kendisini kanıtlama çabası, kendini anlama çabasına dönüşmelidir. Ne var ki bazıları yaşlanır ama olgunlaşamazlar; ömürlerinin sonuna kadar başkalarının kendileri hakkında ne düşündüğü en önemli konu olarak kalır.

Beğenilmek, sevilmek ister ve bütün güçleriyle bunu sağlamak için uğraşırlar.

Bazıları da belli bir olgunluğa erişince, kendilerini beğendirmeye çalışmaktan vazgeçer ve dünyayı daha rahat bir gözle seyretmeye başlarlar.

Bu aşamada kişinin “nasıl göründüğü” sorusu önemini kaybeder; bunun yerine kendisinin “dünyayı ve insanları nasıl gördüğü” öne çıkar.

Değeri ölçülmeye çalışılan kişiden, değer ölçmeye geçiş aşamasıdır bu.

O kişi artık yarışta değil, jüridedir.

Altın değil sarraftır.

Aktör değil, yönetmendir.

Karatı ölçülen taş değil, kuyumcudur.

Ve bütün bunlar eğer bir iç disiplinin tutarlılığını taşıyorsa, o kişi dünyanın nirengi noktalarından birisi olur.

Çevresindeki insanlar için bir ayar haline gelir.

Bir terazidir, bir ölçüdür.

Bazıları bu noktaya hiç gelemeden ölür ve son sorusu “Acaba beni beğeniyorlar mı?” olur.

Bazıları da iç dünya zenginliği sayesinde manevi birer otorite mertebesi kazanırlar.

Birinciler telaşlıdır, ikinciler sakin.

Birinciler hırsı piriye kapılmıştır; ikinciler, evren içindeki insanoğlunu hangi ölçekte değerlendireceklerinin farkındadırlar.

Yaş insana olgunluk ve bilgelik getirmeli. Her yıl dünyaya biraz daha olgun gözlerle bakmalıyız.

İnsan yaşamının en büyük sırlarından birisi budur.

Zülfü Livaneli – Vatan gazetesi (31.12.2005)

Görsel : flickr.com Antonio Ysursa

Bir yerlerde tıkanıp kaldıysa hayat…

Bir yerlerde tıkanıp kaldıysa hayat, soluk almak güçleştiğinde,
Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,
Dağlara dönmeli yüzünü insan.

Devamı için →

Bahar mıdır bizi bu hale getiren?

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.

Küçük bir sahil kasabasına, bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara…

Hayatından memnun olan yok.

Kiminle konuşsam aynı şey… Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle “yanına almak istediği üç şey” falan yok. Bir kendisi.

Bu yeter zaten. Her şeyi, herkesi götürdün demektir. Keşke kendini bırakıp gidebilse insan. Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor. Yani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor. Böyle gidiyor işte… Bir yanımız “kalk gidelim”, öbür yanımız “otur” diyor.

“Otur” diyen kazanıyor. O yan kalabalık zira. İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, güvende olma duygusu… En kötüsü alışkanlık.
Devamı için →

Kurşun kalem

Ninesini bir mektup yazarken izleyen çocuk sordu:

“Yaşadıklarımız için bir hikaye mi yazıyorsun? Yoksa benim hakkımda mı?”

Ninesi yazmayı kesti ve torununa şöyle dedi:
“Aslında, senin hakkında yazıyorum. Fakat kelimelerden daha önemlisi, kullandığım Kurşun Kalem. Umarım büyüdüğünde sen de bu kurşun kalem gibi olursun.

Çocuk merakla kurşun kaleme baktı.  Özel bir kalem gibi görünmüyordu.
Fakat daha önce gördüğüm diğer kurşun kalemler ile aynı!

Ninesi cevap verdi : Devamı için →

Kimseyi değiştiremezsin hayatta.
Ve kimse için de değişmemelisin.
Kimliğini kaybettiğin an yaşamını çöpe attın demektir.
İstemediğin sürece hiçbir şey için ödün vermeyeceksin.
Çünkü gün gelir verecek hiçbir şeyin kalmaz.
Her şeyi sen istediğin için yapacaksın.
Başkası senden istediği için değil.
Ve sen sen olarak kaldığın sürece…
Senin yanında olanlar da mutlu olacaktır.
Bırak hayatına eşlik etmek isteyenler gelsin seninle.
Yolun bitimine kadar gelmeleri şart değil.
Herkesin gidebileceği bir yol vardır.
Sen yeter ki yanında yer almayı bil.
Ne sen kimse için mecburi istikametsin,
Ne de bir başkası senin için…
Seninle gelmek isteyenleri yanına al.
Belki beraber daha çok şey katabilirsiniz bu hayata.
Yanındaki seni mutlu ettiği sürece kalsın hayatında,
Zorlama kendini.
Hayat rahat ve anlayışlı insanlarla,
Ve hayat hak ettiği gibi yaşandığında güzel… 

Ve unutma aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguyu paylaşanlar anlaşabilir…

Charles Bukowski

Yaşadın mı büyük yaşayacaksın ;)

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya Devamı için →

Bir insanı tanımak için iki şeye bakabileceğimi öğrendim;

Yağmurlu bir gün ve kaybolan valizler karşısında duruşları…

Anne babanızla ilişkiniz her ne olursa olsun öğrendim ki;

Onlar gidince onları çok özlüyorsunuz…

Öğrendim ki; Bir hayatı yaşamak ile bir yaşam yaratmak aynı şeyler değilmiş..!

Öğrendim ki; Yaşam bazen ikinci bir fırsat tanırmış…

Öğrendim ki; Hayatı her iki elinizde beyzbol eldiveni, topu tutmaya hazır yaşamamalısınız…

Bir şeyleri de geri atabilmeniz gerekmeli…

Açık yürekle ne zaman karar verdiysem,

Öğrendim ki; doğru kararı vermiş oluyorum…

Öğrendim ki; Her yerim acısa da başkalarına acı vermem gerekmez…

Her gün uzanıp birine dokunmanız gerektiğini öğrendim…

Öğrendim ki; İnsanlar sıcak bir SARILMAYA ya da sırtında DOSTÇA bir ele çok ihtiyaç duyar…

Daha öğrenecek çok şeyim olduğunu öğrendim…

Öğrendim ki;

İnsanlar dediğinizi unutur, insanlar yaptıklarınızı unutur,

Ama İNSANLAR ONLARDA BIRAKTIĞINIZ HİSSİ ASLA UNUTMAZLAR…

Öğrendim ki;

Her ne olursa olsun,

Bugün ne kadar kötü gözükürse gözüksün..

Yaşam devam ediyor.. Ve, yarın daha iyi bir gün olacak…

Maya Angelou

Tek bir şeyi bilmelisin : Her Şeyi Öğrenebilirsin ;)

5 yaşındaki oğlum okumayı yeni öğrendi. Her gece, beraber yatağına yatıyoruz ve o bana kısa bir kitap okuyor. Her akşam kaçınılmaz bir şekilde, problem yaşadığı bir kelimeye takılıp kalıyor. Dün geceki kelime “minnetle” idi. Oldukça eziyetli geçen bir dakikanın sonunda kelimenin anlamını buldu. Sonra bana dönüp: “Baba, bu kelimeyle nasıl mücadele ettiğimi gördüğün için memnun değil misin? Sanırım beynimin büyüdüğünü hissedebiliyorum.” Gülümsedim: Oğlum şu anda “büyüyen bir zihni” ortaya çıkaran en temel belirtileri kelimelere döküyordu. Ama bunun farkında bile değildi.

Bir süredir, birkaç yıldır okuduğum bir araştırmayı hayata geçirmeye çalışıyorum: Zaten iyi olduğu şeyler konusunda oğlumu övmemeye, sadece zor bulduğu şeyler konusunda azim gösterirse onu övmeye karar verdim. Ona zorluklarla mücadele ettiğinde beyninin büyüdüğünü söyledim. Zihnin öğrenme davranışları alanındaki derin araştırmalar ve oğlumla yaşadığım kişisel deneyimlerim sayesinde, öğrenmeye karşı geliştirilen davranışların, öğrettiğimiz her şeyden çok daha önemli olduğuna hiç olmadığım kadar ikna oldum. Devamı için →

Düş ve gerçeklik arasında ne bir mesafe, ne de ayrım vardır. Aynı şekilde; var olmak ve sahip olmak, ya da inanmak ve görmek arasında da hiçbir mesafe yoktur. Bir kişi her ne düşlerse, artık o gerçek olmuştur. Sadece, görünür hale gelmesi biraz zaman alır

Stefano D’Anna

Her günümüz Bayram Olsun :)

Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan…

Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık…

Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.

Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp “çok şükür bugünü de gördük” diyebilmek…

Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır. Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir ilişkiyi bitirmek de öyle…

En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.

Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle okşayan anne bayramdır.

“Ona güvenmiştim, yanılmamışım” sözü bayramdır. Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram…

Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.

Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.

Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram…

Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.

Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.

Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.
Her gününüz bayram olsun..! :)

Can Yücel