Zamanımızın paradoksu

Daha yüksek binalarımız, ama daha kısa sabrımız var; daha geniş oto yollarımız, ama daha dar bakış açılarımız var.

Daha çok harcıyoruz, ama daha az şeye sahibiz; daha fazla satın alıyoruz, ama daha az hoşnut kalıyoruz.

Daha büyük evlerimiz, ama daha küçük ailelerimiz; daha çok ev gereçleri, ama daha az zamanımız var.

Daha çok eğitimimiz, ama daha az sağduyumuz; daha fazla bilgimiz, ama daha az bilgeliğimiz var.

Daha çok uzmanımız, ama yine de daha çok sorunumuz; daha çok ilacımız, ama daha az sağlığımız var. Devamı için →

İktisatın temeli

İktisatçılar arasında anlatılan meşhur bir hiyakeye göre, ekonomi hocası yılın ilk dersine şu sözlerle başlar:
Birazdan size söyleyeceklerim ile ilk iktisat dersini vereceğim. Aslında tüm dönem için bu söylediklerim yeterli olacak. Geri kalan zamanda, yani büyün bir dönem boyunca ”zenginlerin yazdırdığı” müfredatı okuyacağız.
İktisat hocası sözlerini şöyle sürdürür:
Arkadaşlar, iktisat üçe ayrılır: Ticaret, siyaset ve savaş.
* Bir milyon dolara kadar para kazanmak isteyenler ticaret,
* Bir milyar dolara kadar para kazanmak isteyenler siyaset,
* Daha çok kazanmak isteyenler savaş yaparlar!!

Pirincin içindeki siyah taşlardan korkmayın, beyaz olanlardan korkun!

Sorunun ne olduğunu bilirseniz, artık o sorun olmaz. Çözümünü bekleyen bir problem olur.
Ama eğer farketmediğiniz bir sorun varsa, işte o zaman başınız dertte 😉

Yakışıklı erkekler, güzel kadınlar toplumun hayranlığını kazanabilir, fakat muazzam buluş ve icatların tamamını ismini hiç duymadığımız, adlarına şarkılar yazılmayan bilim insanlarına borçluyuz. 😉

Michio Kaku – Physics of the future

Detaylar ipe götürür ya da ipten alır ;)

ÜNLÜ AVUKAT PETROCELLİ’ NİN KAYBETTİĞİ TEK DAVA…

Ünlü bir futbolcu karısını öldürmekle suçlanıyordu. Futbolcu yakalanmıştı. Ama karısının cesedi ortada yoktu. Duruşma Amerikan filmlerindeki gibiydi. Futbolcu sanık sandalyesinde oturuyordu. Kucak dolusu parayla tuttuğu avukatı jüriyi ikna etmeye uğraşıyordu:

– “Sayın jüri, müvekkilimin suçsuz olduğuna yürekten inanıyorum.. Buna az sonra sizler de inanacaksınız. Neden mi? Bakın, şimdi 1’den 10’a kadar sayacağım ve müvekkilimin öldürdüğü iddia edilen eşi bu kapıdan içeri girecek..
1,2,3,4,5,6,7,8,9,10…”

Bütün jüri kapıya döndü. Kimse girmedi içeri. Avukat bir savunma dehasıydı; öldürücü hamlesini yaptı..

-“Bakın, siz de kadının öldüğüne inanmıyorsunuz. Çünkü hepiniz içeri girecek diye kapıya baktınız. İşte kararı verirken bunu göz önünde tutmanızı talep ediyorum.”

Jüri, ünlü futbolcuyu suçlu bulduğunu bildirdi ve dava bu şekilde sonuçlandı.

Mahkeme çıkısında avukat, bayan jüri başkanına yaklaştı:
-“10’a kadar saydığımda siz de diğer üyeler gibi kapıya bakmıştınız. Neden böyle bir karara imza attınız?”
-“Doğru” dedi jüri başkanı; “Ben de kapıya baktım, ama müvekkiliniz kapıya bakmıyordu!” :)

Sizin fıtratınızda ne var ?

Derviş, suya düşen akrebi kurtarmak ister, elini uzatınca akrep sokar, derviş tekrar dener, akrep yine sokar!. Bunu görenler dayanamaz. Dervişe;

“İyilik yapmak istediğin halde sana zarar verene daha ne diye yardım edersin” derler.

Dervişin cevabı manidardır:

“Akrebin fıtratında sokmak var, benim fıtratımda ise yaratılanı sevmek, merhamet etmek. O fıtratının gereğini yapıyor diye ben niye fıtratımı değiştireyim” :)

Bir gün atomun enerjisini serbest bırakacağız.
Gezegenler arası yolculuklar gerçekleştireceğiz.

Ömrü uzatıp kanseri ve tüberkülozu tedavi edeceğiz.
Ama en düşük seviyeli kişiler tarafından yönetiliyor olmanın sırrını asla çözemeyeceğiz. :)

Jean Rostand

Bahar mıdır bizi bu hale getiren?

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.

Küçük bir sahil kasabasına, bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara…

Hayatından memnun olan yok.

Kiminle konuşsam aynı şey… Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle “yanına almak istediği üç şey” falan yok. Bir kendisi.

Bu yeter zaten. Her şeyi, herkesi götürdün demektir. Keşke kendini bırakıp gidebilse insan. Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor. Yani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor. Böyle gidiyor işte… Bir yanımız “kalk gidelim”, öbür yanımız “otur” diyor.

“Otur” diyen kazanıyor. O yan kalabalık zira. İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, güvende olma duygusu… En kötüsü alışkanlık.
Devamı için →

Mikroskop insana önemini gösterdi,

teleskop ise önemsizliğini…

Manly P. Hall

Doğumdan sonra yaşama inananlar…

Bir annenin karnında iki bebek vardı.
Bebeklerden biri diğerine sordu: “Doğumdan sonra yaşama inanıyor musun?”
Diğeri cevapladı: “Tabiki de doğumdan sonra yaşam olmalı. Belki burada olmamızın nedeni gelecekte yaşayacaklarımıza hazırlanmak içindir.”
“Saçma! ” dedi birincisi. “Doğumdan sonra yaşam yok. Sonra da, “olsaydı ne tür bir yaşam olurdu ki acaba?” diye meraklandı.
İkincisi, “Bilmiyorum ama orada buradakinden daha fazla ışık olacak. Belki ayaklarımıza basarak yürüyeceğiz ve ağızlarımızla besleneceğiz. Belki de şu anda aklımızın ermediği başka duyularımız da olacak,” dedi.
Birinsici, “Bu olanaksız. Yürümek mümkün değil. Ve ağzımızla yemek mi dedin!? Çok saçma! Göbek bağımız ihtiyacımız olan bütün besinleri ve diğer herşeyi sağlıyor bize. Ama göbek bağı çok kısa. Hal böyle olunca da doğumdan sonra yaşam fikri mantıklı değil,” diye karşılık verdi.
Devamı için →