Düşün bakalım su nasıl ?

İki genç balık, beraberce suda yüzüyormuş. Karşıdan gelen yaşlıca bir balığa rastlamışlar; yaşlıca balık onlara bir baş selamı vererek şöyle demiş :

Günaydın çocuklar. Su nasıl ?

Genç balıklar yüzmeye devam etmiş ama bir süre sonra biri diğerine dönüp sormuş:

SU DA NEYİN NESİ ?

Balık öyküsünün ana fikri en bariz, en belirgin ve en büyük önem arz eden gerçeklerin, çoğu zaman parmak basması ve ifade edilmesi en güç şeyler olmasıdır.

Sahi şimdi su nasıl ? :)

Kaynak : ”Bu Su” kitabı – David Foster WALLACE

Benjamin Franklin’in 13 erdemi

  1. Kararındalık; Sıkılana kadar yeme; uçana kadar içme.
  2. Sessizlik; Kendine veya başkalarına hayrın dokunmayacaksa konuşma; boş boş diyaloglardan kaçın.
  3. Düzen; Her şeyinin bir yeri; her işinin bir zamanı olsun.
  4. Azim; Yapman gerekeni çözmeye azmet; çözdüğünü başarısızlığa uğramadan yap.
  5. Tutumluluk; Kendinize veya bir başkasına hayrı dokunmayacak harcamalar yapma, yani, hiçbir şeyi boşa harcama.
  6. Meşgale; Vakit kaybetme; her zaman yararlı bir şeylerle meşgul ol; bütün gereksiz hareketleri bırak.
  7. Samimiyet; Zarar verecek hilelerden kaçın; safça ve adilce düşün, ve konuşurken ona göre konuş.
  8. Adalet; Kimseye onları inciterek veya vazifenin menfaatlerini aksatarak zarar verme.
  9. Ilımlılık; Aşırılıklardan kaçın; haketmediklerini düşünsen, içerlesen bile zarar vermekten kaçın.
  10. Temizlik; Vücudunda, elbiselerinde veya yaşam alanında asla kirliliğe mahal verme.
  11. Dinginlik; Ufak tefek şeylere takılma, ya da herkesin başına gelen kaçınılmaz kazalara.
  12. İffet; Sağlık veya üreme amacı harici münasebete pek girme, asla sıkılana, yorulana, kendinin veya bir başkasının huzuruna itibarına halel getirene kadar ilişkiye girme.
  13. Tevazu; İsa’yı ve Sokrates’i örnek al.

Devamı için →

Altı çizili cümleler bunlar :))

Londra’da bir kitapçının kafeteryasında, aldığı kitapları masaya üst üste koymuş, mutlu mutlu kahve içen bir adam görmüştüm. Seçtiği kitapları ve kendisinin halini tavrını beğendim. Kitaplarının ismini, uzaktan bir dikizci gibi not edip, aynılarını aldım.

O günü çok net hatırlıyorum, birkaç yıl önceydi ve düşüncem tam olarak şuydu: Ne kadar farklı olabiliriz ki? Bir başkasının özene bezene seçtiği bu kitaplar, benden ne kadar uzak olabilir?

Aynı zamanda, kendi tercihlerimi tatlı bir oyunla değiştirmekten ne zarar gelir?

Çok da yanılmadım. Hatta Nietzsche’yle ilgili kitabıyla, oldukça fosforlu saatler geçirdim.

Okuduğum kitaplarla ilişkim çok tutkulu. Onlar bana ne yapıyorsa, aynılarını onlara yapıyorum.

Çoğu ben okuduktan sonra, okunmaz hale geliyor. Çünkü kendimle dolduruyorum onları. Çizimler, notlar, resimler… Beni yırttığı gibi yırtıyor, kıvırıyor, işaretliyorum.

Benim içimde feneriyle ışık tuttuğu cümlelere, ben de ışık tutup, fosforlu kalemlerle boyuyorum.

Devamı için →

Aslında herkes dahidir. Ama siz bir balığı, ağaca tırmanma becerisine göre değerlendirirseniz, balık da tüm hayatını aptal olduğuna inanarak geçirir. 

Albert Einstein

“İnsan zihninin, boş bir çatı katına benzediğini ve insanın bu çatı katını kendi seçeceği mobilyalarla döşeyeceğini düşünüyorum. Yalnızca bir aptal, önüne gelen her bilgiyi kapar, böylece ona faydası dokunabilecek bilgiler kalabalıklaşır ya da birçok şey birbirine girer ve o bilgiye ihtiyacı oldu mu güçlükler yaşar. Ama becerikli ve usta bir kimse, zihnine ya da çatısına bir şeyler alırken son derece dikkatlidir. İşini yapmasına yardım edecek aletlerden başka hiçbir şeyi yoktur ama bunları da sınıflandırmış ve kusursuz bir düzene sokmuştur. O küçük odanın duvarlarının esnek olduğunu ve her ölçüde genişleyebileceğini düşünmek hata olur. Emin olun ki, zaman geliyor, zihninize kattığınız her bilgiyle önceden bildiğiniz bir şeyi unutuyorsunuz. Bu yüzden, önemsiz bilgilerin önemlilerin önünü tıkamasına asla izin vermeyin” 😉

Sherlock Holmes

2 kere 2 kaç eder ?

Bir gün bir muhasebeciye 2 kere 2 kaç eder diye sormuşlar, cevabı ”size kaç lazım?” olmuş; bence hayata bakışımız da biraz böyle olsa fena olmaz.

Son zamanlarda sık sık bilimsel kanıt olmayan hiç bir şeye inanmayan insanlarla karşılaşıyorum. Özellikle rasyonel olduklarının altını çizen, analitik tarafları son derece baskın olan bu kişilerin fikirlerine saygım sonsuz, çünkü eskiden bende onların arasındaydım. 2+2 her zaman 4 ederdi benim için ama artık değil. Bir mühendis olarak hep ‘’acaba?’’ sorusunu geçirirdim zihnimden ve bu soru ile baktığım için olsa gerek istisnaları itinayla bulur, tezi daha hipotez aşamasında kafamda bitirirdim. Kolay kolay inanmazdım yani her şeye.. Şimdi de her şeye körü körüne inanmıyorum ama yok da saymıyorum, bir fikir olması açısından inceleyip, insanların niye inandığını ya da inanmalarının onlara getirilerini bulmaya çalışıyorum.

Örneğin varoluş ile ilgili bir çok cevaplanmamış soru olmasına rağmen insanlar inanışlarına göre tüm hayatlarını bir sistem üzerine kurabiliyorlar.

Ünlü Fransız matematikçi Pascal’ın inanç üzerine yapmış olduğu olasılık hesabı, beni zamanında bir hayli etkilemişti.  Devamı için →

Marshmallow Testi

“Marshmallow Testi” diğer adıyla “Zevki Erteleme Becerisi Testi”..
Dünyada ilk defa Colombia Üniversitesi’nde Walter Mischel tarafından 1970 yılında uygulanan  bu test 40 yıldır 4-6 yaşları arasındaki anaokulu çağındaki çocuklarının kendilerini kontrol etme ve duygularını yönetme becerilerini ölçmek için yaygın olarak kullanılıyor.

Test şu şekilde uygulanıyor: Deneyi yapacak kişi önce çocukla bir odada bulunuyor. Çocuk için oldukça baştan çıkarıcı marshmallow’u ve bir zili çocuğun önüne koyuyor ve o an için dünyanın en kötü haberini veriyor: Devamı için →

İstatistik adam!

Onlar doğar, büyür, çiftleşir ve ölürler! Size onlardan birinin öyküsünü anlatayım. O çocukluğunda oyuncak, gençliğinde araba, ihtiyarlığındaysa torun sevdasıyla hayata bağlanmıştı. O tüm yaşamı boyunca tüm ülkede dört önemli değişikliğe neden olmuştu!

Doğduğunda nüfus memuru tozlu raflardan aile kütük defterini çıkarıp yeni doğanlar hanesine bir çizik ile işaret koymuştu. İkinci önemli değişiklik ise evlenirken oldu. Evlendirme memuru anne adı baba adı ayçiçeği yağının adını sorduktan sonra belediyenin evli çiftler kütüğüne bir çizik ile işaret koydu.Onun Türkiye üzerinde yaptığı üçüncü önemli değişiklik bu defa siyasi oldu. Devamı için →

Albert Einstein: ´Tanrı zar atmaz´

Kuantum teorisi tartışmalarında meslektaşı Niels Bohr, atomaltı parçacıklarının düzenli hareket etmediğinde ısrar ettiğinde, Einstein, ‘Tanrı zar atmaz’ diyerek evrende olağanüstü bir düzen olduğuna inandığını belirtmek istemişti.

Einstein sadece bilim adamı değil, yılmaz bir insan hakları savunucusu ve aktif bir savaş karşıtıydı da… 

Dünyanın en büyük dâhîsi ilan edilen, yüzyılın insanı diye nitelenen, atomu, uzayı ve bilimin bilinmeyenlerini formüle eden kişi, barışı formüle edememenin üzüntüsünü tüm benliğinde hissediyordu. Zira barış, ham bir hayaldi dünya için ve insan için. Albert Einstein 1905’te, evreni temelinden sarsıyordu. İşin tuhaf tarafı, sarsıntının bugün bile devam ediyor olması. Zira bilim, onun da nitelediği gibi sürekli ilerlemek zorunda olan bir disiplindi. 

26 yaşındaydı

.. Ne yapmıştı ki pekâlâ hala etkileri devam ediyordu? Devamı için →