İktisatın temeli

İktisatçılar arasında anlatılan meşhur bir hiyakeye göre, ekonomi hocası yılın ilk dersine şu sözlerle başlar:
Birazdan size söyleyeceklerim ile ilk iktisat dersini vereceğim. Aslında tüm dönem için bu söylediklerim yeterli olacak. Geri kalan zamanda, yani büyün bir dönem boyunca ”zenginlerin yazdırdığı” müfredatı okuyacağız.
İktisat hocası sözlerini şöyle sürdürür:
Arkadaşlar, iktisat üçe ayrılır: Ticaret, siyaset ve savaş.
* Bir milyon dolara kadar para kazanmak isteyenler ticaret,
* Bir milyar dolara kadar para kazanmak isteyenler siyaset,
* Daha çok kazanmak isteyenler savaş yaparlar!!

Rastgele bir doğruya ulaşmaktansa, yöntemli bir çabayla yanlışa ulaşmayı yeğlerim.

Descartes

1-Düşündüğünüz,
2-Söylemek istediğiniz,
3-Söylediğinizi sandığınız,
4-Söylediğiniz,
5-Karşınızdakinin duymak istediği,
6-Duyduğu,
7-Anlamak istediği,
8-Anladığını sandığı,
9-Anladığı…
arasında farklar vardır.

Dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması için en az 9 ihtimal var.

Anlaşmaya çalışırken lütfen bu ihtimalleri göz önünde bulundurun 😉

Kaynak : Felsefe Kulübü

Bir genci bozmanın en iyi yolu, ona aynı düşüneni farklı düşünenden daha çok saymayı öğretmektir…

Her şey değişecektir, doğaları budur.
Bir gün başarılı, bir gün başarısız olacaksın;
Bir gün zirvede, bir gün dipte olacaksın.
Ama içinde bir şey hep aynı kalacak
Ve o bir şey senin gerçekliğindir.

OSHO

Akıldışı ama öngörülebilir: Kararlarımızı biçimlendiren gizli kuvvetler..

Evlat edinmek için 12 Amerikalı çift birlikte Çin’e giderler. Yetimhaneye vardıklarında müdür her çifti ayrı odalara alır ve onları birer kız çocuğuyla tanıştırır. Ertesi sabah çiftler tekrar bir araya toplandıklarında hepsi müdürün zekâsı üzerine yorumlarda bulunur: Müdür bir şekilde her çifte tam olarak hangi küçük kızın verilmesi gerektiğini bilmiştir. Eşleştirmeler mükemmeldir. Fakat ardından eşleştirmelerin rastgele yapıldığını fark ederler. Eşleştirmelerin mükemmel görünmesini sağlayan şey aslında Çinli okul müdürünün hüneri değil, doğanın bizi sahip olduğumuz şeye anında bağlama yeteneğidir.

Duke Üniversitesi’nde davranışsal iktisat profesörü olan Dan Ariely, araştırma ekibiyle yukarıdaki gibi örneklerden hareketle, hayatımızın her alanında karşımıza çıkan akıldışı ama tekrarlanan davranışlarımızı keşif yolculuğuna çıkıyor. Neden diyet yapacağımıza bu kadar sık karar vermemize rağmen garson tatlı siparişimizi sorduğunda diyet niyetimiz ortadan kayboluverir? Veya neden işadamlarının çocuklarına aldığı hediyeyi eğer onu evden uzak bir noktadan aldılarsa iş masrafı sayma olasılıkları yükseliyor?

Dürüstlükten fiyatlandırmaya, sosyal normlardan eş seçerken izafiyetin etkisine kadar hayata dair her alandan keyifli ve öğretici araştırma sonuçlarını kitapta bizlerle paylaşan Dan Ariely’e göre, standart iktisat insan doğası hakkında oldukça iyimser, çünkü mantık yürütme kapasitemizin sınırsız olduğunu varsayıyor. Buna karşılık, insanın yetersizliklerini teyit eden davranışsal iktisat görüşü daha iç karartıcı çünkü pek çok şekilde ideallerimizden uzaklaştığımızı gösteriyor.

İnsan Beyninin Donanımı Kaz Yavrusununki Gibi midir? :)

Yıllar önce doğabilimci Konrad Lorenz kaz yavrularının yumurtadan çıktıktan sonra karşılaştıkları hareket eden ilk nesneye (genellikle bu anneleridir) bağlandığını keşfetti. Lorenz bunu biliyordu, çünkü kaz yavrularının ilk gördüğü şey kendisi olmuştu ve kazlar o andan itibaren ergenlik dönemleri boyunca sadakatle onu takip etmişlerdi. Bunun üzerine, Lorenz sadece kazların ilk kararlarını çevredeki mevcut duruma dayanarak verdiklerini değil, kararı verdikten sonra ona bağlı kaldıklarını da ispatladı.

Öyleyse, bir soru: İnsan beyninin donanımı kaz yavrusununki gibi olabilir mi? İlk izlenimlerimiz ve kararlarımız kalıcı hale geliyor mu? Bunu anlamak için Dan Ariely, MIT’deki 55 öğrenciden tuhaf bir istekte bulunur. Sosyal güvenlik numaralarının son iki rakamını not etmelerini ister ve bu rakamı bir şişe şarap ve diğer bazı ürünlere ödeyip ödemeyeceklerini sorar. Ardından ödeyebilecekleri bir rakam teklif etmelerini ister ve her bir ürünü en yüksek teklifi sunan öğrenciye verir. Ofisine gidince verileri analiz eder ve ilginç gerçek ortaya çıkar: Sosyal güvenlik numaraları yüksek rakamla biten öğrenciler en yüksek teklifleri verirken, düşük rakamla bitenler düşük teklif vermişlerdir.

Sonuç size akılcı görünüyor mu? Tabii ki hayır. Geçmişte belli bir noktada rastlantısal kararlar verip (anneleri olarak Lorenz’i benimseyen yavru kazlar gibi), bu orijinal kararın mantıklı olduğunu düşünerek o tarihten itibaren yaşamlarımızı onlar üzerine kurmuş olabilir miyiz? Mesleklerimizi, eşlerimizi, giyeceğimiz kıyafetleri ve saçımıza şekil verme biçimimizi de acaba böyle mi seçiyoruz?

Devamı için →

İhlam baktığın yerde…

Doğru fikrin sizi nerede bulacağını asla bilemezsiniz!

Sir Samuel Brown, yaşadığı Tweed Irmağı civarında ucuza bir köprü kurmak amacıyla araştırmalara başladı. Bahçede gezinirken gördüğü örümcek ağı ona, demir ipler ve zincirlerden oluşan bir köprü kurma fikrini verdi.

Bahçede gördüğü örümcek Sir Samuel Brown’un asma köprünün mucidi olmasını sağladı. İyi bir gözlemci olun, çevrenizin ilham verici detaylarla bezeli olduğunu aklınızdan çıkarmayın!

Bilmemek değil öğrenmemek ayıp :)

Bugünkü  Yakut Türklerinin yaşadığı yerleri, bir dönemde harita mühendisleri incelemişler. Çekirdeği buz kütlesi olan çok sayıda tepe varmış burada.  Mühendisler hepsine aynı adı vermişler. BULGUNYAK. Sonra haritalar Bilim Akademisinde incelenirken bu ad dikkat çekmiş. Araştırmacılar, ”Neden bu tepeler aynı adı taşıyor?” diye sormuşlar haritaları çizen mühendislere. Onlarda cevaplamış : ”Hangi tepenin adını sorduysak Yakut halkı hep ”Bulgunyak” diye cevapladı, o yüzden…

Bir süre sonra Yakut Türkçesi – Rusça sözlüğü hazırlanırken anlaşılmış ki Yakutçada ”bulgunyak” ”BİLMİYORUM” demekmiş. :)

Derya kuzuları…

Bütün kuşlara ”kuş”, bütün balıklara ”balık”, bütün ağaçlara ”ağaç” diyen insanlarız artık. Daha da kötüsü, o adlarla birlikte renkleri ve tatları da yitiriyoruz. Daha az sözcük, daha az çeşit ve daha az tat… Bilinçsiz kentleşmenin sonucu bu olsa gerek. Öyle ya kentlerde kuşlar, balıklar, ağaçlar gittikçe azalıyor. Olanlarda hayatın dışında kalıyorlar. Soframıza geldiklerinde görüyoruz onları. Hangi meyve hangi ağaçta yetişir, hangi balık hangi denizden gelir, hangi kuş hangi mevsimlerde uçar, bunları bilmiyoruz.

Burada Sait Faik’in bir cümlesini söylemeden geçmek olmaz. Usta yazar işini beğenmediği birinden söz ederken şöyle dermiş; ”Öyle yazar mı olur, daha balık adlarını bile bilmiyor!” :)

A’yı hayatta başarı olarak tanımlayalım, o zaman A=X+Y+Z‘dir;

X çalışmaktır, 

Y oyundur,

Z ise çenenizi tutmayı bilmektir. 😉

Albert Einstein