Gölge etme, başka ihsan istemem…

Bir gün Büyük İskender şehirde gezerken, bir fıçının yanında bir çul ve bir parça ekmek ile yere kıvrılmış halde Diyojen’i görür. Yanındaki adamlara, bu adamın kim olduğunu sorar ve Diyojen’in bir filozof olduğunu öğrenir. Felsefeye karşı sevgisi bulunun İskender yavaşça yaklaşır. Güneşin de vurduğu fıçının yanında Diyojen mayışmış bir halde yatmaktadır.

”Beni tanıyor musun?” diye sorar… Yattığı yerden doğrulan Diyojen’den ‘Tanımama değer biriysen tanışalım” cevabını alır.

Bu cevaptan çok etkilenen Büyük İskender kendini tanıtır ve kendisinden bir şey isteyip istemediğini sorar. Aldığı cevap tarihe geçer. Diyojen, koskoca ve zengin bir devletin imparatoru Büyük İskender’e şöyle der;

Gölge etme, başka ihsan istemem…

Sevginin sadece sözünü edenlere…

Derviş Kaşıkları

Bir gün sormuşlar ermişlerden birine :

Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır ?

‘Bakın gösteriyim’ demiş, ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar.

Ermiş sofradakilere, ”Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz’ diye şart koymuş. ‘Peki’ deyip içmeye teşebbüs etmişler.

Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.

‘Şimdi’ demiş ermiş, ‘sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe.’ Devamı için →

Dünyada üç grup insan vardır:

1.Bir şeyi ortaya çıkaran veya yapan ve bir şeyler için savaşan küçük seçilmiş bir grup.

2.Bir şeyin yapılmasını seyreden ve sadece konuşup yerinde sayan büyükçe başka bir grup.

3.Ve neyin olup bittiğini bilmeden yaşayan muazzam bir kalabalık.

Nicolas Murray Butler

Bir gün atomun enerjisini serbest bırakacağız.
Gezegenler arası yolculuklar gerçekleştireceğiz.

Ömrü uzatıp kanseri ve tüberkülozu tedavi edeceğiz.
Ama en düşük seviyeli kişiler tarafından yönetiliyor olmanın sırrını asla çözemeyeceğiz. :)

Jean Rostand

Ben bir beyinim, Watson. Gerisi yalnızca bir ilave…

Sherlock Holmes

Bilim adamlarının bakış açısı..

Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi misafirlere bir şeyler ikram etmek için yanlarından ayrılır.

Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır. Soba yerden 1 m. kadar yukarıda, altındaki dizili taşların üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar.

Kimyacı, “Adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış.” diyerek yorum yapar.

Fizikçi, “Adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş.” diye açıklar.

Jeolog, “Burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında sobanın taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangın olasılığını azaltmak amaçlanmış.” şeklinde fikrini paylaşır.

Matematikçi, “Sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış.” fikrini savunur.

Antropolog, “Adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş.” der.

Bu sırada ev sahibi içeri girer, ona heyecanla sobanın niye yerden yukarıda olduğunu sorarlar…

Adam cevap verir: “Boru yetmedi.” :)

Aşk birine seni mahvetme yetkisi vermek
Ve bunu kullanmayacağına güvenmektir. :)

Murat Menteş / Ruhi Mücerret

Dikkat! Herkes yaralı ;)

Nerede aşırılık görüyorsanız, arkasında incinmişlik arayın!

Bu ”aşırı” ister coşkuda, ister kaygıda, ister kızgınlıkta, ister vericilikte, ister alıcılıkta, ister arzuda, ister gösterişte, ister çekingenlikte, ister rahatlıkta, ister cilvede, ister huysuzlukta… yani her nerede olursa olsun fark etmez :)
Abartı, gizlenmiş bir huzursuzluğun işaretidir…
İnsan evladı, eksiğinden, deliğinden, hüznünden, kırılganlığından kaçmak için,
İlla ki bir abartıya sığınır.
O yüzden göründüğü gibi değildir hiç bir şey.
O yüzden hikayesini bilmediğimiz hiç kimseyi yargılamamak gerekir.
Bazen insanların abartıları, bizim de bir nasırımıza, bir ince yerimize, bir kalp yaramıza, imrenme halimize ya da tahammül sınırımıza dayanabilir :)
Ama hiç bir görüntüye fazla kapılmamak gerekir.
Çevremizdeki insanlara abartısız bir kabul,
Müdahaleci olmayan bir şefkat ile yaklaşmak,
Baktığımızı ve gördüğümüzü,
İşin içine KENDİMİZE AİT DUYARLILIKLARI olabildiğince KARIŞTIRMADAN değerlendirmek,
Ve kendimize göre değiştirmeye çalışmak yerine,
İki tarafın da incinmediği bir mesafede durmak,
En hayırlısıdır 😉

Kaynak : Juno Yıldız Gözlemcisi

Görsel : Flickr – Jodie Dee McGuire

Sana affedilemeyecek kadar büyük hata yapan birine, akıl sınırlarının bittiği yerden başlayacak bir ceza vermek istiyorsan; bütün samimiyetinle affet. Hissedilen her şeyi arşivleyen kader, kendisiyle en iyi biçimde ilgilenecektir. 😉

Şems-i Tebrizi

İdam edilmeden önce karısı Xanthippe Sokrates’e şöyle der:

– Ama sen suçsuzsun; suçsuz yere idam ediliyorsun.

Sokrates’te buna karşılık şöyle bir cevap verir:

– Be kadın suçlu olarak idam edilmemi mi yeğlerdin? 😀